Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi defteri için yeni bir kayıt yazın

 
 
 
 
 
 
 
* İle işaretlenmiş alanlar zorunludur.
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Kaydınız yalnız biz onu inceledikten sonra ziyaretçi defterinde görüntülenir.
Kayıtları düzenleme, silme veya yayınlamama hakkımız saklıdır.
Burhanettin ALTUĞ Burhanettin ALTUĞ
30 Ekim, 2012 at 13:51
YERSEN AFİYET OLSUN 1986 baharında Nisan ayının sonlarına doğru Edirnede yağan bir yağmuru normal bir Nisan yağmuru sananlar fena halde aldanıyordu. Sabah erken saatlerde belediye hoparlöründen halkı uyarıyorlardı: "Yağmur birikintilerindeki suları sulanmayın, hayvanlarınızı sulamayın." Meğer adını bile ilk defa duyduğumuz Ukraynanın Çernobil kentindeki nükleer santralde kaza olmuş ve yayılan radyoaktif bulutlar Karadeniz ve Bulgaristan üzerinden Edirneye ulaşmıştı. Üstelik Çernobil nere, Edirne nere demeden. Bugün bile Çernobili haritada zor buluyorsunuz. Edirneye uzaklığı ben diyeyim bin 500 siz deyin 2 bin. O yıllarda uzmanların söylediği bir şey vardı. "Çernobilin etkileri 10 yıl sonra görülmeye başlayacak." Gerçekten de haklıymış uzmanlar. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesine gidin, kanser tedavisi yapılan bölümlere bir bakın. Sanki Trakyada herkes bu illetin pençesinde. 'Ucuz ve temiz enerji yalanıyla kurulan nükleer santrallerdeki gerçek bu. Bir kaza anında havaya karışan radyoaktif maddelerin çevredeki kent ve ülkelerden hangisini etkileyeceği belli değil. Havadaki buluta engel koyamıyorsunuz. Sonrası yıllarca sürecek ve çaresi bulunmayan illetin pençesinde yüzlerce, binlerce insan. İğneadayı duymayanınız yoktur. Kırklarelinin şirin ilçesi Demirköye bağlı, kış aylarında nüfusu 2 bini bulmayan, yaz aylarında ise nüfusu 10a katlanan bir sahil beldesi. Istranca dağlarındaki ormanlar, yeşil bir tabiat örtüsü olarak sahile kadar iner. Daha doğrusu yeşille mavi arasında 25-30, bilemediniz bazı yerlerde 100 metrelik bir kumsal vardır. Deniz mevsimi geç başlar erken biter ama tertemiz bir denizi vardır. Hemen yanı başındaki su basar Longoz ormanlarında ise Dünyada ve Türkiyede başka hiçbir yerde rastlanmayan bitki ve hayvan türleri ile Dünyanın hayran kaldığı bir yer. Bir nevi saklı cennet. İşte oraya şimdi santral yapmaya çalışıyorlar. Termik santrale kesin olarak karar verilmiş. Nükleer santral da (şimdilik telaffuz edilmemekle birlikte) yolda. Nükleer santraldeki soğutma işlemleri için Karadenizin serin sularını kullanacaklar. Dedim ya şimdilik sadece termik santralden bahsediliyor, nükleer santral sonra... Nükleer santral kurulması durumundaki tehyi en iyi Edirneliler, Trakyalılar bilir. Ama termik santral de yabana atılacak bir teh değil. Günde 850 ile bin ton arasında kömür yakıp enerji üretecekler. Bu kadar kömürden çıkacak duman, kül, kükürt o tertemiz Karadenize, Longoza, Istrancalara ne yapar? O eşsiz doğa bu kadar kirlenmeye direnebilir mi? İğneadaya kurulması düşünülen santrallere bir avuç duyarlı çevreci karşı çıkıyor, direniyor. Yöre halkı da santral istemiyor. Üstelik bölge işsizlikten kıvrığı halde. Santrallerin propagası yapılırken "Size iş kapısı açıyoruz" yalanı atılmasına rağmen karşı bölge insanı. Bu arada Bulgarlar da diken üstünde. Neden? Radyoaktif sızıntıya, küle, dumana, havadaki kükürde pasaport soramazsın. Elin Bulgarı karşı çıkarken biz neden hiç bir şey olmamış gibi oturuyoruz? Santrali kuracak firmanın elemanları yarın Beğendik köyüne gelip "bilgilendirme" toplantısı yapacaklar. Ne diyecekler biliyor musunuz? "Santralimizin doğaya, havaya, suya hiçbir zararı yoktur." Yersen... Bu toplantı santral kurarken yerine getirilmesi gereken formalitelerden bir tanesi. Yedik, santral kurulacak. Yemedik, santral kurulamayacak.
Lütfen bekleyin...