Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi defteri için yeni bir kayıt yazın

 
 
 
 
 
 
 
* İle işaretlenmiş alanlar zorunludur.
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Kaydınız yalnız biz onu inceledikten sonra ziyaretçi defterinde görüntülenir.
Kayıtları düzenleme, silme veya yayınlamama hakkımız saklıdır.
2675 kayıt.
Site Yönetimi Site Yönetimi
9 Kasım, 2012 at 19:32
Biz görevimizi yaptık Ayçin hanımcım..Mesajı öğleden önce çektik..Sen hesabı operatörüne sor ve derhal operatörünü değiştir..Sevgi ve selamlar...
Lütfen bekleyin...
Necmettin KIYICI Necmettin KIYICI
9 Kasım, 2012 at 19:31
Alperen Demirelin sınıf durumu yanlışlıkla 7.sınıf olarak yazılmıştır. 8.sınıf olarak düzeltilmiştir. Mehmet Demirele hatırlattğığı için teşekkür ederiz.
Lütfen bekleyin...
ayçin yeşilyurt ayçin yeşilyurt
9 Kasım, 2012 at 18:50
belediyenin düzenlediği ulaşım ve itfaiye araçlarının tanıtımına köyümüz site yöneticileri sayesinde geç kalmış bulunmaktayım (saat 1de olan açılışın mesajı saat 3te geldi.):)))
Lütfen bekleyin...
Site Yönetimi Site Yönetimi
3 Kasım, 2012 at 08:18
Oğuzhan TAKŞAR kardeşimizin Eğitim Bilgileri güncellenmiştir.İlginize Teşekkürler.
Lütfen bekleyin...
serhat takşar serhat takşar
2 Kasım, 2012 at 16:36
mer.habalar oğuzhan takşarın öğrenim durumunu yanlış yazmışsınız. toki lala şahin paşa ilk öğretim okulu ve 8. sınıf
Lütfen bekleyin...
Burhanettin ALTUĞ Burhanettin ALTUĞ
30 Ekim, 2012 at 13:51
YERSEN AFİYET OLSUN 1986 baharında Nisan ayının sonlarına doğru Edirnede yağan bir yağmuru normal bir Nisan yağmuru sananlar fena halde aldanıyordu. Sabah erken saatlerde belediye hoparlöründen halkı uyarıyorlardı: "Yağmur birikintilerindeki suları sulanmayın, hayvanlarınızı sulamayın." Meğer adını bile ilk defa duyduğumuz Ukraynanın Çernobil kentindeki nükleer santralde kaza olmuş ve yayılan radyoaktif bulutlar Karadeniz ve Bulgaristan üzerinden Edirneye ulaşmıştı. Üstelik Çernobil nere, Edirne nere demeden. Bugün bile Çernobili haritada zor buluyorsunuz. Edirneye uzaklığı ben diyeyim bin 500 siz deyin 2 bin. O yıllarda uzmanların söylediği bir şey vardı. "Çernobilin etkileri 10 yıl sonra görülmeye başlayacak." Gerçekten de haklıymış uzmanlar. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesine gidin, kanser tedavisi yapılan bölümlere bir bakın. Sanki Trakyada herkes bu illetin pençesinde. 'Ucuz ve temiz enerji yalanıyla kurulan nükleer santrallerdeki gerçek bu. Bir kaza anında havaya karışan radyoaktif maddelerin çevredeki kent ve ülkelerden hangisini etkileyeceği belli değil. Havadaki buluta engel koyamıyorsunuz. Sonrası yıllarca sürecek ve çaresi bulunmayan illetin pençesinde yüzlerce, binlerce insan. İğneadayı duymayanınız yoktur. Kırklarelinin şirin ilçesi Demirköye bağlı, kış aylarında nüfusu 2 bini bulmayan, yaz aylarında ise nüfusu 10a katlanan bir sahil beldesi. Istranca dağlarındaki ormanlar, yeşil bir tabiat örtüsü olarak sahile kadar iner. Daha doğrusu yeşille mavi arasında 25-30, bilemediniz bazı yerlerde 100 metrelik bir kumsal vardır. Deniz mevsimi geç başlar erken biter ama tertemiz bir denizi vardır. Hemen yanı başındaki su basar Longoz ormanlarında ise Dünyada ve Türkiyede başka hiçbir yerde rastlanmayan bitki ve hayvan türleri ile Dünyanın hayran kaldığı bir yer. Bir nevi saklı cennet. İşte oraya şimdi santral yapmaya çalışıyorlar. Termik santrale kesin olarak karar verilmiş. Nükleer santral da (şimdilik telaffuz edilmemekle birlikte) yolda. Nükleer santraldeki soğutma işlemleri için Karadenizin serin sularını kullanacaklar. Dedim ya şimdilik sadece termik santralden bahsediliyor, nükleer santral sonra... Nükleer santral kurulması durumundaki tehyi en iyi Edirneliler, Trakyalılar bilir. Ama termik santral de yabana atılacak bir teh değil. Günde 850 ile bin ton arasında kömür yakıp enerji üretecekler. Bu kadar kömürden çıkacak duman, kül, kükürt o tertemiz Karadenize, Longoza, Istrancalara ne yapar? O eşsiz doğa bu kadar kirlenmeye direnebilir mi? İğneadaya kurulması düşünülen santrallere bir avuç duyarlı çevreci karşı çıkıyor, direniyor. Yöre halkı da santral istemiyor. Üstelik bölge işsizlikten kıvrığı halde. Santrallerin propagası yapılırken "Size iş kapısı açıyoruz" yalanı atılmasına rağmen karşı bölge insanı. Bu arada Bulgarlar da diken üstünde. Neden? Radyoaktif sızıntıya, küle, dumana, havadaki kükürde pasaport soramazsın. Elin Bulgarı karşı çıkarken biz neden hiç bir şey olmamış gibi oturuyoruz? Santrali kuracak firmanın elemanları yarın Beğendik köyüne gelip "bilgilendirme" toplantısı yapacaklar. Ne diyecekler biliyor musunuz? "Santralimizin doğaya, havaya, suya hiçbir zararı yoktur." Yersen... Bu toplantı santral kurarken yerine getirilmesi gereken formalitelerden bir tanesi. Yedik, santral kurulacak. Yemedik, santral kurulamayacak.
Lütfen bekleyin...
erdem ersaçmış erdem ersaçmış
30 Ekim, 2012 at 01:19
29 Ekim... üzerine.... Atam 89 yıl ve belki sonrasını görmüş. Bizler bağımsızlığı, özgürlüğü atamızın mirasını görmüş insanlar ne yapalım?
Lütfen bekleyin...
fatma fındık fatma fındık
29 Ekim, 2012 at 05:21
29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun
Lütfen bekleyin...
fatma fındık fatma fındık
27 Ekim, 2012 at 08:26
Sendika.Org Emek Hareketinin Gündemi Orada bir köy yok uzakta yasası - Pınar Öğünç (Radikal) 26 Ekim 2012 - Başka yönleri tartışılan yeni büyükşehir yasası sessizce köylerin yarısını mahalleye dönüştürüyor. John Lennonun klişe bir kişisel gelişim özlü sözü haline gelen "Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir" cümlesi vardır. Benzer biçimde başka gündem maddeleri arasında eriyip giden hayati bir mesele söz konusu. Gerçekten bunlar başımıza gelebilir çünkü. Hükümetin büyükşehir belediyelerini yeniden tanımlayan, bu çerçevede de yeni büyükşehirler kurulmasına imkân verecek yasa tasarısı bayramdan sonra Meclisin önündeki ilk konu olacak. Yasa hararetle tartışılıyor, eleştiriliyor ama farklı açılardan. Geri dönüşü çok güç olan başka bir sonucu daha var: Yasa tam 18 bin 200 köyün mahalleye dönüşmesini öngörüyor. Toplam köy sayısının 40 bin olduğu düşünülürse, yasanın etki alanı devasa. Köylerin yüzde 47sinin tasfiyesi demek bu. Köyün adı mahalle olsun, böylelikle daha fazla hizmetten faydalanır belki, öyle mi? Köy, mahalleye dönüştüğünde şöyle temel bir fark ortaya çıkıyor: Mera, otlak, yaylak, harman yeri gibi köyü köy yapan ve köylünün ortak varlığı olan alanlar belediyenin (merkezin) tasarrufuna bırakılıyor. Yani belediye projelendirip bir köyün merasını türlü şekilde değerlendirebilir; ruhsatlı konut alanı olur, organize sanayi bölgesi olur, tatil köyü olur. İtiraz hakkı yok. Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu, bu tasarı yasalaşırsa köylü hayvancılığının sonu olacağını söylüyor: "Bu, topraklarımızı yerli ve yabancı şirketlere sunma tasarısıdır, köylüyü üretim araçlarından edecektir. Mahalleye dönünce çok şey değişir. Diyelim biri o ortak alanlara kendi yatırımıyla ruhsatlı ev yaptı. Yaki ahırın kokusundan şikâyetçiyse, kendi için hayvancılık yapan köylünün ahırı, kümesi bile risk altında. Şu a Kıranın köylerinde kamulaştırma yöntemiyle benzer süreç yaşanıyor, köylülerin toprakları organize gıda sanayiine devrediliyor. Amaç bu zaten." Aysu, muhalefet partilerini, Çiftçi-Senin bağlı olduğu 122 üyeli uluslararası çiftçi örgütü La Via Campesinayı ve Avrupa Sosyal Şartına aykırı olduğu gerekçesiyle Avrupa Konseyini bu konuda bilgilendireceklerini söylüyor. Yasalaşmaması için uğraşacaklar. Yeter ki bir gecede iş bitivermesin. Başka bir 2023 vizyonu ister misiniz? Aysuya sordum: HESler ve doğru projelendirilmemiş barajlarla su politikası, yerli tohum meselesi ve şirketleşme ivmesiyle tarım politikası ve zaten endüstriyel hayvancılık karşısında şans bırakmayan hayvancılık politikası sonucunda 2023te nasıl bir Türkiye göreceğiz? "10 yıl sonra mı, 15 mi bilemem. Bu kadar yoğun kimyasal kullanımı sonucunda toprakların büyük kısmının tarımsal üretimde kullanılması mümkün olmayacak. Kalan yeraltı ve yerüstü suları azotlu gübrelerle zehirlenecek. Zaten var olan, gıdalardaki ilaç kalıntılarına bağlı hastalıklar ciddi ora artacak. Doğanın bekçiliğini yapan köyler ve köylüler yok edilince ekolojinin dengesi bozulacak. Kırsal işsizlik artacak. Sanayiye ve başka amaçlara ayrılan toprak miktarı arttıkça kendimizi besleyecek ürün bulamaz hale geleceğiz. 84ten beri ülke olarak kendimize yetemiyoruz zaten. Gıda iç savaşları yaşanabilir. İsterse şirketler etraflarına elektrikli tel çeksin, yağmalar olabilir. Affınıza sığınarak Anadoludan bir deyiş söylemek istiyorum: Aç köpek fırın yıkar." Aysu mu karamsar, durum mu vahim?
Lütfen bekleyin...
ALİ pinar ALİ pinar
26 Ekim, 2012 at 06:58
sevgili budakdoğancadaki büyüklerim ve küçüklerim hepinizin mubarek kurban bayramınızı en içten dileklerimle ben ve ailem kutlarız bu bayramın 9 yıllık askerlik hayatımda geçirdiğim en güzel köyüne sağlık va mutluluklar getirmesi temennisiyle.herkese SAYGILARIMI SUNARIM
Lütfen bekleyin...
YILMAZ FINDIK YILMAZ FINDIK
18 Ekim, 2012 at 07:03
Ne karbonatmış be abicim.. Bir tek kansere çare değil mübarek..Soğuk havalarda arabanız çabuk çalışmıyorsa 2 fiske karbonat atıverin depoya diyecen san_dım bi an : ))) ..Ziyaretçi defterin formatı yazı düzenini bozduğu için çok karmaşık olmuş Burhanettin Abi..Sen yazının orjinalini mail ile [e-posta gizlendi] a gönder haberler bölümüne ekleyelim..Selamlar..
Lütfen bekleyin...
Burhanettin ALTUĞ Burhanettin ALTUĞ
18 Ekim, 2012 at 06:29
KARBONAT MUCİZESİ.... Evinizdeki halıları süpürseniz de silseniz de zamanla kokmayabaşlar. Halı yıkamacılara verdiğiniz halı bilin ki, en kötü kimyasal deterjanla, yerlerde araba yıkanır gibi yıkanmaktadır. Oysa kokuyu çıkarmak için şunu ...yapabilirsiniz. Bir iki avuç karbonatı halının her tarafına serpin ve 1-2 saat bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile iyice süpürün. Halınızdaki o kötü kokudan eser kalmayacaktır. Buzdolabınızdaki kokuyla baş edemiyorsunuz. Bütün yiyecekleri dışarı çıkar, sil, süpür, kurula vs. uğraşmak istemiyorsanız bir kâse karbonatı buzdolabının bir köşesine koyun. 4-5 günde bir karıştırın. Kötü kokuların gittiğini göreceksiniz. Ayrıca dolapta sakladığınız meyve sebzeler üzerinde koruyucu bir etkisi olacaktır karbonatın. Halı, koltuk, elbise üzerine yağ mı damladı? Panik yapıp, deterjana saldırmayın Çünkü deterjan leke olan bölgenin rengini açıp renk dokusunu bozacaktır. Bunun yerine yağ lekesinin üzerine karbonat dökün ve üzerini hafifçe ıslayın. 1-2 saat bekledikten sonra silin. Yağ lekesinden eser kalmayacaktır. Zira suyla birleşen karbonat yağları söküp atan doğal bir sabun haline gelir. Mutfak tezgâhınızın mermerlerini ve fayanslarını limonlu karbonat ile ovun ve durulayın. En güzel temizleyicidir. Kimyasal deterjan kalıntısı kalmadığı için üzerine meyve- sebzelerinizi, ekmeğinizi rahatlıkla koyabilirsiniz. Kirli lavabolarınız için krem deterjanlar yerine limon ve karbonat kullanın. Lavaboya karbonat döküp limonla ovun. Hem kirlerin kaybolduğunu hem de parladığını göreceksiniz. Ayrıca tıkanan lavabolarınızı açmak için bir su bardağı karbonatı lavaboya dökün. Üzerine 1 bardak sirke ilave edip 2 litre kaynar suyu lavaboya boşaltın. Tıkanan lavabo açılacaktır. Dibi tutan tava ve tencerelerinize akşamdan karbonat döküp, sıcak su ilave edin. Sabah temizlerken zorlanmayacaksınız. Paslanabilecek eşyalarınızı karbonatla ovarsanız paslanmasını engellemiş olursunuz. Porselen gibi kararan eşyalarınız varsa limonlu karbonat ile ovun. Rengi açılacaktır. Aynı şekilde gümüş eşyalarınızı suyla macun haline getirdiğiniz karbonat ile ovarsanız, rengi açılıp parlayacaktır. Elbise dolabınızda rutubet ve küf kokusu varsa ve naftalin kokusunu da sevmiyorsanız dolabınızı bir köşesinde ağzı açık şekilde kavanozda karbonat bulundurun. Banyo duşa kabin camlarını karbonat ile silip durulayın. Duş alırken daha rahat nefes alacaksınız. Banyo terlikleriniz ister tahta ister plastik olsun üzerine karbonat dökün ve öyle duş alın. Hem terlikleriniz hem de ayaklarınız rahat edecek. Bu yolla tahta takunyalarınızın ömrü uzayacağı gibi kimyasal temizleyiciler, cildinizden uzak tutmuş olacaksınız. Çamaşır makinesinde kullığınız deterjan miktarını yarı yarıya azaltıp gerisini karbonat ile tamamlayın. Çamaşırlarınız daha temiz ve kimyasal artıklardan uzak kalmış olacaktır. Ağız sağlığı ve diş bakımı için de karbonat çok önemlidir. Akşamları yatmadan önce 1e 1 oranında tuz ile karıştıracağınız karbonat ile dişlerinizi fırçalayın. Diş çürüklerinde yerleşip yaşayan ve vücudu kansere hazırlayan bağışıklık yokedici virüslerin iki düşmanından birisi karbonattır. Sabaha kadar ağzınızda ve dişlerinizdeki bakteri ve virüsler karbonat ve tuzun etkin temizleyiciliği ile tamamen temizlenmiş şekilde uyuyacaksınız. Ayrıca ağız ve diş kokuları da önlenmiş olacaktır. Sonuç olarak; sirke, limon ve karbonat evinizde sadece mideniz için değil her türlü temizlikte ve pratikte kullanabileceğiniz doğal ürünlerdir. Mümkün olduğunca bu ürünleri kullanmaya özen göstermeniz; hem çocuklarınızın ve sizin sağlığınız için hem de yaşanabilir, nefes alan bir ev açısından önemlidir.
Lütfen bekleyin...
Burhanettin ALTUĞ Burhanettin ALTUĞ
15 Ekim, 2012 at 05:18
"HAYVANLAR DEMİR EKSİKLİĞİ YÜZÜNDEN AHIRIN PASLANMIŞ METAL AKSAMLARINI YALIYOR" "Normalde inek ne zaman süt verir? Yavruladığı zaman değil mi? Ama üretici için süt o kadar değerli ki, yavru 10 gün sonra annesinden ayrılıyor ve soya sütüyle besleniyor. Ve günlerce anne ve yavru ayrılık nedeniyle ağlıyor" Biz ne yapıyoruz böyle? Besleneceğiz diye bu kadar acımasız olmamız gerekiyor mu? Biliyor musunuz, buzağılara etleri pembe olsun diye demir verilmiyor. Kırmızı et diye yediğin hayvanın eti niye pembe olsun ki? Efendim böylesinin Avrupada 100 Euroya kadar ederi varmış. Hayvanlar demir eksikliğinden ahırın paslanmış metal aksamlarını yalıyormuş. Böyle bir zihniyet, böyle bir hayvan yetiştirme olabilir mi? Benzer şey, hormon kullanımında var. Buzağılarda hormon kullanıyorlar. 8 aylık dana küçücük olmalı, koskocaman inek kadar oluyor. Gören korkuyor. Ne veriyorlarsa hayvanlara bu hale getiriyorlar. Şimdi bakanlık çıkıp da, "Biz denetliyoruz, şahane üretim yapıyoruz, bol verim alıyoruz" demesin. Hayır, bol verim önemli değil. Sağlıklı verim alabilmeniz önemli. - Hep rakamlara bakıyoruz değil mi? Üretim artıyor deniyor. Peki karşılığında ne kadar ilaç parası ödüyorsunuz? Bu yüzden en çok kanser vakası görülüyor. - Bizde de gün geçmiyor ki gencecik bir sanatçı meme kanserine yakalanmasın. Arkadaşlarımın çoğu meme kanseri. Özellikle meme kanserindeki artışın nedeni ne? Bilinmiyor. Ama çok büyük olasılıkla bu insanlar sağlıklı besleneceğiz diye tavuk yiyorlardır, tavuktan aldıkları birtakım hormonlar var. Biz bu işin hormon kısmını bilmiyoruz. Ama 8 ayda bu kadar büyütebiliyorsa danayı, mutlaka birtakım hormonal manipülasyonlar yapmak zorunda. Ya rojenle yapıyorlar bunu ya başka bir büyüme hormonuyla... Nitekim bir arkadaşımız 25 sene Hollada tarım bakanlığında çalıştı, özellikle Kurban Bayramlarında hormonsuz hayvan yok. Hepsine büyüme hormonu veriyorlar. Hayvanlar şişiyor, pazara gönderiliyor"Bizlerde afiyetle yiyoruz. (( ALINTIDIR )
Lütfen bekleyin...
Necmettin KIYICI Necmettin KIYICI
13 Ekim, 2012 at 10:10
Köyümüzün 44.cü öğretmenini (Gelinlerle birlikte 51.ci) kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.. / Necmettin KIYICI
Lütfen bekleyin...
Necmettin KIYICI Necmettin KIYICI
12 Ekim, 2012 at 11:14
Budakdoğanca Köyünün 5. avukatı olan Merve Yıldız kızımızı kutluyor, meslek yaşamında başarılar diliyorum. Son yıllarda okuyan gençlerimiz okullarını bitirdikçe köyümüzden yetişenlerin meslek çeşitlilikleri de artmaktadır. Bu da biz Budakdoğancalılar için bir gurur kaynağıdır. Her zaman Budakdoğancalılar olarak birlik ve dayanışma içinde olalım. Merve kızımızın da köylülerimize hukuk anlamında desteklerini esirgemeyecğinden şüphemiz yoktur.. Saygılarımla..
Lütfen bekleyin...
Burhanettin ALTUĞ Burhanettin ALTUĞ
12 Ekim, 2012 at 06:59
ÖYLE GÜZEL CAHİLDİK Kİ Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç Dışarıda kar... Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki. Kuzinenin üzerinde demir maşa... Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri. Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu... Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli. Ekmek her zaman ekmek gibi... Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım... Dışarıda kar... İçeride kanaat... İçeride huzur... Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk. Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu. Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar... Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası... Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi? Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı. Çay da kokardı... Domates de... Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu. Dışarıda kar... İçeride huzur... Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, Yolda kalma telaşı, Kimin umurunda... Ne güzel cahildik. Mutluluğun resmini çiziyorduk... ( Müjdat GEZEN )
Lütfen bekleyin...
Necmettin KIYICI Necmettin KIYICI
18 Eylül, 2012 at 15:46
www.budakdoganca.com olarak siteye girdiğinizde Faruk Arabacı kardeşimizin bestelediği ve güzel sesi ile okuduğu , Yılmaz Fındık kardeşimizin köyümüz için yazdığı şiir açılmaktadır. Yine giriş sayfasında Yılmaz Fındıkın üst tarafa eklediği ve hergün değişen fotoğraf bölümünü görmektesiniz. Sitemizin giriş sayfasını açtığımızda karşımıza günün anlamına çok uygun siyah bir kurdela çıkmaktadır. İnce düşüncesinden dolayı Yılmaz kardeşime teşekkür ediyorum. Çok talihsiz bir kaza sonucu kaybettiğimiz Serkan Açış kardeşimizin vefatı hepimizi çok üzdü ve derinden etkiledi. Toprağı bol olsun. Yakınlarına sabırlar ve başsağlığı diliyorum.
Lütfen bekleyin...
Burhanettin ALTUĞ Burhanettin ALTUĞ
18 Eylül, 2012 at 05:24
SÜRÜCÜ SERBEST KALDI VİCDANINIZ RAHATMI? Adam vuranlar serbest kaldı. Trafik kazasında Adamı ezdi serbest kaldı. Tecavüzcüler az kalsın hamilelik belli olmasa serbest kalıyordu. Bayramda bıcaklı kavga yapanlar tutuklı. Cezaevinde yatıryor. Adamın bakkalını soyan soygundan memnun kaldı. Tekrar bakkala geldi. İkinci soygunu yaparken suç üstü yakalı. Serbest kaldı. Edirne meydana gelen trafik kazası serbest kaldı. Merkez Maarif Caddesi Emniyet Müdürü konutu önündeki Emniyet Taksi Durağında çalışan 38 yaşındaki Serkan Açışı ecel yaya olarak yakaladı. Tekin Kırcan yönetimindeki 22 M 0169 plakalı Serhad Birlik minibüsünün devrilmesi sonucu ön sağ tekerleğinin altında kalan Serkan Açış, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Kazada olay yerinde bulunan Orhan Çakırcı isimli yaya da minibüsün önce bariyerlere sonra da kendine çarpması sonucu yaralı. Bu arada önünde seyreden 34 GB 5773 plakalı otomobili kullanan Volkan Kibirci de kazayı ucuz atlattı. AŞIRI HIZ VAR. DİKKATSİZLİK VAR. BİZE BİRŞEY OLMAZLIK VAR Minibüsçü taksiciyle bir kişiye de daha çarptı. Yayalara çarptıktan sonra da önünde seyreden arabaya çarpıp devrildi. Minibüsün lastiklerine bakın aşınmış, lastik demeye bin şahit lazım. Minibüsün freni de patlamış olabilir" şeklinde gözlemlerini aktardı. Mazgala da dikkat Edirne Emniyet Müdürü Cemil Ceylan da kazanın yaşığı alana gelip incelemelerde bulundu. Minibüsün çarptığı 34 GB 5773 plakalı aracın sürücüsü Volkan Kibirci de olayın şaşkınlığını üzerinden atamadı, "Minibüs hızla geliyordu. Bilemiyorum freni de patlamış olabilir. Önce yayalara sonra da bana çarpıp devrildi" dedi. Bazı vataşlar da gerek araç gerekse yayalar açısından mazgalların çukurda kaldığını ve bu durumun teh oluşturduğu görüşünü dile getirdi. Ama şöförün serbest kalmasına kimse akıl sır erdiremedi. Ölen öldüğü ile kaldı.
Lütfen bekleyin...
emine haliloglu emine haliloglu
17 Eylül, 2012 at 20:23
acis ailesine sabir diliorum mekani cennet olsun nur icinde yatsin
Lütfen bekleyin...
Necmettin KIYICI Necmettin KIYICI
17 Eylül, 2012 at 18:59
Evet Hakan, canlı yayın 2 aydır çalışmıyor. Telefon hattında arıza var. Çok yakında sorun giderilecektir. İlgine teşekkür ederiz.
Lütfen bekleyin...