Ziyaretçi Defteri
2675 kayıt.
Beyti ve Sadife kardeşime Allah kovuştursun, kardeşime de hayırlı tezkereler dilerim. Allah kovuştursun...
SEVİYE BELİRLEME SINAVI
2013te Seviye Belirleme Sınavına (SBS) girecek olan 1 milyon 300 bine yakın adayı yakından ilgilendiren hesaplama sistemi çok baş ağrıtacak. Bu yıl 7nci sınıfta olup, gelecek yıl sınava girecek öğrenciler SBS de tam puan alsa bile okul notlarının ortalaması 92 ve altında ise İstanbuldaki ilk 5 okula girmeleri zor. (İstanbul Lisesi, Galatasaray Lisesi, Atatürk Fen Lisesi, Kabataş Lisesi İngilizce-Almanca)Seviye Belirleme Sınavının önümüzdeki yıldan itibaren puan sistemi değişiyor. SBS de tüm soruları çözenler 700 tam puan alacak. Öğrencilerin üç yılda aldığı puanlar ve SBS puanı toplanıp, 2ye bölünerek, SBS yerleştirme puanı oluşturulacak. Burada da okul notları büyük önem kazanacak. Örneğin 6.sınıfta yıl sonu başarı puanı 80 olan bir öğrenci, 7 ve 8inci sınıflarda 100 alsa bile Ortaöğretime Yerleştirme Puanı (OYP) 490 gelecek. Yani öğrenci tüm derslerin puanları yansıtıldığı için yetenek gerektiren Beden Eğitimi ya da Müzik derslerinde düşük not almışsa dilediği liseye girme şansını yitirecek.
Bakanlığa rapor verildi
Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği (üyesi olan vakıf okullarının) hazırladığı raporu Milli Eğitim Bakanlığına verdi. Okul ve velilerin başını ağrıtacak bu uygulama konusunda Milli Eğitim Bakanlığına sistemin sakıncalarıyla ilgili bir rapor hazırlayarak, "adaletsiz" olacak bu sistemden vazgeçilmesi uyarısında bulundular.
Sistem çok sakıncalı
Cem Gülan (Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı): Bu sistem sakıncalı. Veliler de okullar da henüz haberdar değil. Yarın öbürgün "Bakanlık bunu nasıl yaptı?" diyebilirler. Milli Eğitim Bakanlığı da bir tedbir düşünüyor olabilir. 100lük sistem son derece sakıncalı. Ya üniversiteye girişte uygulanan ağırlıklı yıl sonu başarı puanı gibi hesaplama yapılmalı. Okulun sınavda elde ettiği başarıya endekslenmeli. Ya da sadece sınav puanına bakılmalı. Hepsinden önemlisi Türkiye bu sınavlardan kurtulmalı. Bu sınav sistemi, Türkiyenin canına okuyor. Gerekirse Anadolu liselerinden vazgeçilmeli.
Notları yüksek tutan avantajlı
Bir öğrenci 6.sınıfta 80 yılsonu başarı puanı elde etmiş olsun. 7 ve 8inci sınıfta 100 yılsonu başarı puanı elde etse ve 8. sınıf sonunda SBS de tüm soruları çözüp 700 tam puan alsa bile yerleştirme puanı (80+100+100+700)/20490 olacak. Bu son derece başarılı çocuk dilediği yere giremeyecek. Ancak, velisini kaçırmak istemeyen ya da yüksek başarı ile öğrenci toplamaya çalışan başka bir okul bu öğrencinin notlarını tamamen 100 verirse öğrenci dilediği okula girmiş olacak. Bu durum bazı okullarda notların yükseltilmesine teşvik ediyor. Notları yüksek tutan okullar öğrenciler için avantaj hale gelecek. Kendi okulunda YBP ye (Yıl Sonu Başarı Puanı) göre birinci olan öğrenci her üç yıla ait YBPsi 100 olmadığı takdirde sınavdan tam puan alsa bile OYPsi (Ortaöğretime Yerleştirme Puanı) tam puana ulaşamayacak. Özellikle şu anki 6. sınıf öğrencilerinin bu durumu telafi etme şansı ortadan kalkmış durumda. Hoşgörülü ve rahat puan veren okullar bu durumdan kazançlı çıkacak, disiplinli ve hassas puan veren okullar zararlı çıkacak.
Hürriyet
Muhtar karlı yolda frene basıp hendeğe uçmuş. 🙂 Muhtara canı gönülden geçmiş olsun. Yeğeninden kar üzerinde ileri araç kullanma teknikleri bilgilerini alabilir. Yeğeni hergün en az 4 kere hendeğe uçup kazma kürek araba çıkartıyor. Tecrübe çok sağlam. 🙂
HOŞGÖRÜNÜN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ İnsanız hata yapabiliriz. Ama hata yaptığımızı anladığımız a bunu telafi etmeliyiz. "Atalarımız beşer şaşar demişler"ne kadar doğru söylemişler. Hataya hata ile devam edilmez. Edilirse de iyi edilmez.
Size bir nezaketsizlik yapıldı mı siz buna anında bir tavır almalısınız. Sessiz kalırsanız bu nezaketsizliğin devamı gelecektir. Ama tepki koyarsanız bir daha böyle bir durum ile karşılaşmazsınız. Bu nedenle arkadaşlarınıza sınırlarınızı açık ve net koymalısınız ki ileride başınız ağırmasın.
Sizin hoşgörünüzünde sınırısız olmadığını muhataplarınız bilsin. (ister arkadaş ortamında, ister iş ortamında ) Çünkü unutmayalımki sınırısız hoşgörü diye bir şey yoktur. "İyi niyet maraz doğurur." Bunu hiç bir zaman aklımızdan çıkarmayalım. ALİ AKSÖYEK
Ülkemizde ilköğretimden başlayarak üniversiteye girişe kadar pek çok sınav yapılıyor. Hatta üniversiteden mezun olduktan sonrasında sınavlar devam ediyor. Öğrenciler henüz oyun çağında iken sınav denen beş harflik kelimeyle tanışıyorlar. Sınavın amacını anlamadan, kendisine sağlayacağı olanakların farkında olmadan, sınav maratonu çocuk için başlamış oluyor. Bu süreç içinde çocuğun yaşadığı ve onun başarısını olumsuz yönde etkileyen en önemli şeyin " yüksek kaygı" olduğunu söyleyebiliriz. Ama kaygının olmaması da motivasyon eksikliği yarattığı için başarısızlığı beraberinde getirecektir. Belli bir düzeyde kaygı olması, kişinin hedefine ulaşmak için çalışmasına yardımcı olur.
Kaygıyı, insanın bedensel ve ruhsal varlığını tehde görmesi sonucunda yaşadığı tedirginlik olarak tanımlayabiliriz. Genellikle olumsuz duyguların yaşığı durumlar kaygının ortaya çıkmasına neden olur. Sınav sonucunun nasıl olacağı, bu durumdan nasıl etkileneceği, yaşanacakların net olmayışı öğrencide kaygı yaşanmasına neden olmaktadır. Öğrencinin hazırlık aşamasında yapması gerekenler yerine sınavın sonucuna odaklanması, kazanamadığı takdirde çevresine ne diyeceğini düşünmesi ve özellikle ailesine karşı mahcup olma endişesini yoğun yaşamasından dolayı, kaygı daha yoğun bir şekilde hissedilmeye başlar. Ve bunun da temel nedeni kişinin kendisini olumsuz değerlendirmesi, yani bardağın sadece boş tarafını görmesi, kendisini sadece olumsuz yönleriyle değerlendirmesidir.
Kaygıyı doğuran çevresel faktörler
Kaygı verici durumlar öğrencinin yaşadığı çevreden ve ailesinden de kaynaklanır. Anne ve babaların; "kazanamazsan herkese rezil oluruz", "sana verdiğim emekleri helal etmem", "bu sene kazanamazsan seneye seni bir daha dershaneye göndermem" gibi yaklaşımları, öğrenciyi sosyal ve kültürel ihtiyaçları olan bir insan değil de sadece bir"ders çalışma makinesi" olarak kabul etmeleri, çalışmadığı zaman sürekli tehditler savurmaları, öğrencilerin kaygı düzeyinin yükselmesine neden olur. Çocukların kardeşleriyle veya çevresindeki diğer kişilerle kıyas yapılması da kaygıyı yükseltir. Anne ve babalar, tehdit ve aşağılamak yerine ödül ve yüceltme yolunu tercih ederlerse çocuğun kaygı düzeyinin azalması sağlanabilir.
Anne-babalar, sınavlar öncesinde çocuklarını her zaman desteklemeli ve çocuklarından beklentilerinin gerçekçi olmalıdır. Bunun için çocuğunu iyi tanımalı, neyi başarıp neyi başaramayacağını bilmeli ve onu özgün kişiliği içinde değerlendirmeliler.
Ailenin sınava ve çocuğa karşı olumsuz düşünceleri de öğrencinin kaygı düzeyinde etkili olacaktır. Bu nedenle anne-baba olarak olumsuz düşüncelerini olumlu düşünceye çevirmeliler.
Çocuklarını başkalarıyla değil, önceki başarılarıyla kıyaslamalılar.
Sınavın sorumluluğunu öğrenciye bırakılmalılar.
Her öğrencinin farklı bir kişiliğe ve kapasiteye sahip olduğu unutmamalılar.
Çocuğun olumlu davranışlarını takdir etmeli, olumsuz davranışlarını ise yapıcı bir şekilde eleştirilmeliler. Anne-babasının kendisine güvendiğini ve onu takdir ettiğini gören çocuğun kendine olan güveni de artacaktır.
Bu davranışları gösteren aileler çocuklarının kaygı düzeyinin büyük ölçüde azalmasına yardımcı olacaktırlar.
Sınav kaygısı sadece anne-babanın çocuğuna yüklediği bir şey değildir. Aynı zama çocuğun kendisinden beklentisinin yüksek olması, çevrede sınav ile ilgili yapılan konuşmaların fazlalığı da kaygıyı tetikleyici olabilmektedir. Giderek "sınav kaygısı" yaşayan kişilerin sayısının artmasının en önemli nedenlerinden biri de "sınavın" gündemde çok tutuluyor olmasıdır. Eskiden de ailelerin çocuklarından veya çocukların kendilerinden beklentileri vardı. Ancak sınavın gündemden hemen hemen hiç düşürülmemesi ve sürekli önemi üzerine yapılan konuşmalar, öğrencinin sınavı algılamasını değiştirmiştir. Normal olan bir durum olağanüstü bir hale gelmiştir. Öğrencilerin şunu unutmamaları gerekir; sınav sadece bir "araçtır", "amaç" değildir.
Özel ALEV Lisesi Rehberlik Servisi
" FA NOTASI..." " Ne şarkılar anlatır adamı, ne de şiirler. Sevgidir o yüzün arkası, dostlar bilirler..." Demiş, adını hatırlayamadığım bir şair. Güzel söylemiş. Konu bu olunca bende ekonomiden bahsetmeyeceğim zaten, hiç te anlamam...Bilirsiniz , bütün şarkılar, şiirler hep sevgiyi ve dostluğu anlatır genelde. Ekonomiyi anlatan şarkı yoktur. -Dur be abi sanki bir şarkı var böyle. " Bas bas paraları Leylaya bi dahamı gelicez dünya,ya...:)
Bu esprilerim bir gün sonum olacak ama neyse...Uzatmadan konuya girelim isterseniz. Geçen hafta dayanışma gecemiz yapıldı, ben de çok keyif aldım. Bunlar güzel şeyler abi, güzel aktiviteler,güzel zamanlar. Ben kendim bir şey yaptım diye söylemiyorum aslında.Benim için köylülerimle paylaştığım her dakika, güzel zamanlar..Yalnız bir şey var ki bana biraz dokunmuştur. Sevgili muhtar Ayhan kıyıcının bir sözü. _ Ekmeğini topraktan çıkaran hiç kimse yok aramızda...Çok doğru, oradaki herkesin şehirle bir bağlantısı var. Diyelim ki çocukları şehir de çalışıyor, diyelim ki şehirde bazılarının yatırımları var, Diyelim ki bazıları Öğretmen, avukat , mali müşavir,mühendis,belediye çalışanı,güvenlik,aşçı vs...Muhtar siteminde haklıydı, geçimini sadece topraktan sağlayan arkadaşlarımız nerde idi. Bu gece asıl onların gecesiydi aslında. Yani gönül isterdi daha bir çok köylümüzü orda görmek. Ve ya dostlarımızı. . Ne olacak ki abi, felekten bir gece çalıverseniz Budakdoğancalılar için..Son olarak gecedeki 102 güzel insanı izin verirseniz ayakta alkışlamak istiyorum...Sevgilerimle...
ENDOKRİNOLOJİ TIP DALI: Endokrinoloji, etimolojik olarak Endo(iç) krino(salgı) loji(bilmi) anlamına gelmektedir. Vücudumuzdaki iç salgı bezleri tarafından kana aktarılan hormon dediğimiz yapılar, diğer sistemlerle beraber vücudumuzdaki birçok mekanizmayı kontrol ederler ve tüm bu sistemi inceleyen bilim dalına endokrinoloji denir.İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.Endokrinolojinin ilgi alanına giren vücuttaki iç salgı bezleri hastalıkları:Hipofiz bezi hastalıkları,Tiroid bezi hastalıklarıBöbreküstü bezlerinin hastalıkları,Endokrin pankreasın hormonal hastalıkları ve insülin hormonuyla ilgili hastalıklar
Overler ve testislerin hormonal hastalıkları ALİ AKSÖYEK
HİPER TİROİT GRAVİS HASTALIĞINA DİKKAT sevgili müdürüm, necmettin kıyıcı hocam, uzun bir süredir sizlerle iletişim kuramadım. bunun sebebi sizleri unuttuğum anlamına gelmiyor. kızımın büyük bir rahatsızlık geçirmesiydi. bundan dolayı sizlerle bir süre iletişime ara verdim. kızım hiper trioit gravis hastası idi. 35 kg a düştü. dünyamız karardı moralimiz bozuldu. bir çocuğumuz var. bahçeşehir üniversitesinde 3.dönem reklam ve marka iletişimi yönetiminde master yapıyor. doktorlar 18 aylık bir tedavi süreci verdiler. 30 ilaçla 70 ameliyat yada atom tedavisi ile iyileşme sağlanacağını öngördüler. allaha şükür 16.ayda ilaç tedavisi fayda sağladı. şimdi iyi şükürler olsun. artık hayata daha olumlu bakıyoruz. bu arada 30 yıl 9 ay hizmetimi sonlırdım ve emekli oldum. kızımın sağlığı her şeyin üzerinde gelir. inşallah bundan sonra yazılarımızada kaldığımız yerden devam ederiz. lütfen gönül koymayın. tayakadın sitesindeki yazılarımı göremiyorum. karakasım sitesinde eklediğim 30 makalem var istediğinizi kullanabilisiniz. 3 yeni yazımı budakdoğanca sitesine gönderdim. yani uzun sözün kısası kaldığım yerden devam ediyorum. ilhan Aydemir hocama da şahsım ile ilgili güzel sözleri için teşekkür ediyorum. görevinizde başarılar diliyorum. şahsınızda okulunuzdaki tüm öğretmen arakadaşlarıma saygı ve sevgilerimi sunuyorum. sağlıcakla kalın. 2.dönemde başarılarınızın devamını temenni ederim. saygılarımla...ali aksöyek
not: bazen sitelerinizde sağlıkla ilgili bilgiler verirseniz halkın biliçlenmesine yardımcı olursunuz. kızımın hastalığı geç tespit edildi.hormonal hastalıklar "ENDOKRİNOJİ BÖLÜMÜNDE " tedavi ediliyor. lütfen bu konuda daha dikkatli olalım.
Şöyle geriye baktığımda 1982 yılı şubat ayı aklıma geliyor. Tayinler belli olmuş. Ben Edirne Milli Eğitim Müdürlüğünden Ankaraya atamamın yapıldığını duyuyorum. Öğretmenlik serüvenim başlıyor.
İZ BIRAKANLAR Cebeci Ortaokulu, Bala Ergin Ortaokulu (1982-1986) öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal bir meslek olduğunu bana öğretiyor. Bala Ergin köyü zor bir coğrafya araç yok 11 km yaya yürüyerek köye varıyorum. Bir köy var orda uzakta gitmesekte tozmasakta o köy bizim köyümüz. Bu böyle yıllarca sürüyor. Orada insanlığı dostluğu öğreniyorum. Ama verdiğim hizmetlerle bir çok yeniliği getiriyorum. İlk ayçiçeği ekimi yapılıyor. Ücretsiz kurslar açıyoruz. Lise öğrencilerine öss kursu veriyoruz. Biz bunları yaparken iz bırakıyoruz.
Ancak asıl iz bırakanlar Ergin köyü halkı ve onların azimli çocukları o öğrenciler şimdilerde çok başarılı oldular. Ben de onların başarıları ile gurur duyuyorum. Tüm öğretmenlerimize iz bıraktıkları için başarılı çalışmaları dolaysıyla şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Ergin köyünün güzel insanlarına selam olsun. Sizlerde bende çok güzel izler bıraktınız. ALİ AKSÖYEK
AYRILIK YAMAN ÇELİŞKİ Her ayrıldığım okuldan güzel anılarla güzel dostluklarla ayrıldım. Ama okuldan ayrılacağım günü bilmeme rağmen bunu kendime bile söylemedim. Bunun sebebi öğrencilerimin üzülmemesidir. Ama bazen mesleğimizi ne kadar çok sevsekte ayrılık kararı almak durumunda kalıyoruz. Koşullar o şekilde gelişiyor. Geriye baktığımızda uzun yılların yorgunluğu oluyor. Yaş İlerledikçe daha hassas ve düşünceli oluyoruz. 30 yıl 9 ay büyük bir özveri ile çalıştık. Acaba ne kadar başarılı olduk? Sorusunu kendimize soruyoruz. Çabamız takdir gördü mü? Emeğimizin karşılığını aldık mı? Tabiiki bunu zaman gösterecek. Bize verilen değerden bunu anlamaya çalışıyoruz. Bu nedenle her ayrılık aynı zama bir başlangıçtır. Üzüntüleri, yorgunlukları ve yaşanmışlıkları geride bırakmaktır. Bende bu hayatla ilgili koşuşturmada bu tatlı heyecanları yaşıyorum. En güzel günler yaşanmamış günlerdir. Her zaman ileriye dönük güzel düşünceler taşımak gerekir. Hayata pozitif bakarak gelecek ile ilgili umutlar taşımak her zaman bizleri mutlu edecektir. Yeniden hayata merhaba ve geçmiş günlere elveda. ALİ AKSÖYEK
not: sayın site yöneticisi yazıyı bir kez daha gönderiyorum. bazı kelimeler eksik çıkmış.
VEFA VE GERÇEK DOSTLUK ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ Büyüklerimizin kıymetini bilmektir. Onlara saygılı davranmaktır. Onları gerekli gereksiz üzmemektir. Onları baş tacı yapmaktır. Onlara başımız sıkıştığında her zaman ihtiyacımız vardır.
Çünkü onlar görmüş geçirmiş insanlardır. Yanlış bir karar vermemek için her zaman onların tecrübesinden faydalanabiliriz. Kalp kırmak kolaydır. önemli olan kalp kazanmaktır.
Kalp kırdıktan sonra onu tamir etmek çok zordur. Onun için gerçek dostlar birbirinin kıymetini bilenlerdir. Zaten bilmeyenede bir şey söylemeye gerek yoktur. Çünkü onlar kalp kırdıklarının farkında olmayan kişilerdir. Onlara da maalesef dost denmez. ALİ AKSÖYEK
İZ BIRAKANLAR Şöyle geriye baktığımda 1982 yılı şubat ayı aklıma geliyor. Tayinler belli olmuş. Ben Edirne Milli Eğitim Müdürlüğünden Ankaraya atamamın yapıldığını duyuyorum. Öğretmenlik serüvenim başlıyor.
Cebeci Ortaokulu, Bala Ergin Ortaokulu (1982-1986) öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal bir meslek olduğunu bana öğretiyor. Bala Ergin köyü zor bir coğrafya araç yok 11 km yaya yürüyerek köye varıyorum. Bir köy var orda uzakta gitmesekte tozmasakta o köy bizim köyümüz. Bu böyle yıllarca sürüyor. Orada insanlığı dostluğu öğreniyorum. Ama verdiğim hizmetlerle bir çok yeniliği getiriyorum. İlk ayçiçeği ekimi yapılıyor. Ücretsiz kurslar açıyoruz. Lise öğrencilerine öss kursu veriyoruz. Biz bunları yaparken iz bırakıyoruz.
Ancak asıl iz bırakanlar Ergin köyü halkı ve onların azimli çocukları o öğrenciler şimdilerde çok başarılı oldular. Ben de onların başarıları ile gurur duyuyorum. Tüm öğretmenlerimize iz bıraktıkları için başarılı çalışmaları dolaysıyla şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Ergin köyünün güzel insanlarına selam olsun. Sizlerde bende çok güzel izler bıraktınız. ALİ AKSÖYEK
AYRILIK YAMAN ÇELİŞKİ Her ayrıldığım okuldan güzel anılarla güzel dostluklarla ayrıldım. Ama okuldan ayrılacağım günü bilmeme rağmen bunu kendime bile söylemedim. Bunun sebebi öğrencilerimin üzülmemesidir.
Ama bazen mesleğimizi ne kadar çok sevsekte ayrılık kararı almak durumunda kalıyoruz. Koşullar o şekilde gelişiyor. Geriye baktığımızda uzun yılların yorgunluğu oluyor. Yaş İlerledikçe daha hassas ve düşünceli oluyoruz. 30 yıl 9 ay büyük bir özveri ile çalıştık. Acaba ne kadar başarılı olduk? Sorusunu kendimize soruyoruz. Çabamız takdir gördü mü? Emeğimizin karşılığını aldık mı? Tabiiki bunu zaman gösterecek. Bize verilen değerden bunu anlamaya çalışıyoruz. Bu nedenle her ayrılık aynı zama bir başlangıçtır. Üzüntüleri, yorgunlukları ve yaşanmışlıkları geride bırakmaktır. ALİ AKSÖYEK
Bende bu hayatla ilgili koşuşturmada bu tatlı heyecanları yaşıyorum. En güzel günler yaşanmamış günlerdir. Her zaman ileriye dönük güzel düşünceler taşımak gerekir. Hayata pozitif bakarak gelecek ile ilgili umutlar taşımak her zaman bizleri mutlu edecektir. Yeniden hayata merhaba ve geçmiş günlere elveda.
2007 yılından bu yana sitenin yapımı ve geliştirilmesi konusunda çok emek sarfettik. Mütevaziliği elden bırakıp biraz övünelim, "hakikatten güzel bir site oldu." Şu a Edirne köylerinin en aktif sitesi durumunda. Aktifliği devam ettirmek için işimizden feragat ederek siteye de mesai harcamak durumundayız. 5 yıl boyunca yoğun bir çabanın ürünüdür herşey. Buna rağmen daha tasarlayıp ta yapamadığımız bir dolu eksiğimiz var. Bunları da zamanla gidermeye çalışacağız. Özveri ile beraber çalıştığımız ekip arkadaşlarım Yılmaz FINDIK ve Sebahattin ERMİŞe teşekkür ediyorum. Nice başarılı Yıllara....
Necmettin KIYICI ///
NOT: Sevgili dostum İlhan Aydemir öğretmenime güzel sözeri için teşekkür ederim.Gönüllerimiz hep beraber, her zaman toplum için çarpıyor. Böyle olmalı zaten, yaşadığın,içinde bulunduğun topluma birşeyler verebildiğin ölçüde yaşamın tadı, anlamı daha başka oluyor..Bizden desteğin ve güzel yazıların hiçbir zaman eksik olmasın.Sevgilerimle...
Her sabah okuluma geldikten sonra Budakdoğanca internet sitesini inceleyerek güne başlarım.
Dünyanın kargaşasında Budakdoğancanın güzelliği bir başka huzur ve mutluluk veriyor bana.
Bu güzelliğin oluşumunda emeği olan başta köy muhtarı Ayhan Kıyıcı,Yılmaz Fındık ve diğer dostlarıma :Hayat size istediklerinizi versin,çabuk versin.İstemediklerinizi vermesin.Sitenizin izleyicileri çok olsun, ömrü sonsuz olsun diyorum.
Eğitimci dostum Necmettin Kıyıcı.Bir güzel insan,yaşayan efsane benim için...
Hıdırağa futbol turnuvasının bana kaz_ırdığı en değerli ödül.Kendisini bir meslektaş olarak sevdim,saydım.Yaptıklarıyla da taktir ettim.Çevremdeki arkadaşlarıma örnek gösterdim. Kendisinden etkilendim.Buradan bakınca;köyünün gönüllü hizmetçisi,alçak gönüllü bir köy çocuğu...Yalnızca kendi köyüne değil gittiği her yere sevgi,hoşgörü ve özverili çalışma özelliği ile model olan çağımızın şövalyesi...
Hep böyle kal yorulma sakın sevgili dostum.Çünkü insanlığın böyle güzelliklere ihtiyacı var.
Senin ömrün de uzun, sağlığın yerinde, mutluluğun gönlünce olsun.
Değerli Budakdoğanca köyü Köy yönetimi ve Site Yönetimi,
Köyünüzün Web sitenizin 5. yaşını kutluyoruz. Siteniz Edirne köy sitelerinin ilki olmasının yanında aynı zama bizlerin birçok bakımdan örnek aldığımız bir site olma özelliğindedir. Bu vesileyle sizleri kutluyor, sitenizin nice yıllar başarılı bir şekilde devam etmesini dileriz.
Yenikadın Köyü Muhtarlığı ve Site yönetimi
5.Geleneksel Dayanışma Gecesine bu sene ilk defa ben de eşimle beraber katıldım ve iyi ki katılmışım.Bugüne kadar neler kaçırdığımı gördüm.Gerçekten çok eğlenceli ve çok güzel bir geceydi.Bütün arkadaşlarımın katılmasını tavsiye ediyorum.Bende hiç bir geceyi kaçırmamaya özen göstereceğim.
Değerli Budakdoğanca Web sitesi yönetmi,
Sizleri 5. sini düzenlediğiniz Budakdoğancalılar gecesini düzenlemiş olmanızdan dolayı kutluyorum. Böyle güzel etkinliklerin sizin köyünüzde ve diğer köylerde de artarak devam etmesini diliyorum.
Hayati ARDA
annemin köyü bir harika
5.Geleneksel Gecemiz Yine muhteşemdi...geçtiğimiz yıllarda Kasım-Aralık aylarında düzenlediğimiz dayanışma gecesini bu yıl ilk defa Şubat ayına bıraktık...Muhasebe camiası kasım aralık aylarına oranla daha yoğundur, ocak sonu ve özellikle şubat ayının ilk yarısında...Bu bakımdan gece hazırlıklarına her yıldan daha az katkım oldu..geceden sonraki bölümlerde de yorum ve fotoğraf paylaşımı anlamında bir katkım olamadı...Dayanışma gecelerimiz, "Bir sürü olumsuz davranış ve söze rağmen" Önemsediğim ve uzun yıllar sürmesini istediğim bence en özel etkinliğimiz...Bu yılda doyasıya keyif aldım...Hele muhasebe camiamızın üstadlarından Nazmiye KARA ablamızın tüm ailesi ile aramızda olması ve geceden önce defalarca telefonla arayıp geceye katkı anlamında yapabileceği birşey olup olmadığını sorması gerçekten takdire şayan_dı..Her yıl olduğu gibi gecelerimizin en kalabalık aile görüntüsünü oluşturan EMİR ailesinin arasında bu yıl ilk defa birlikte olduğumuz "internet sitemiz vasıtası ile yakınen tanımakla beraber" şahsen benim yeni tanıştığım BOZKURT ve ÇELİK aileleri ile Hollan_dadan bir kaç günlük tatil için gelen ve bu çok değerli kısıtlı zamanının bir bölümünü bizlerle paylaşan sevgili Ayşe KIYICI ablama..gönülden teşekkür ediyorum...Gecemize her yıl ayrı bir renk katan Nazmi VATAN dayımız ile Sevgili eşi Remziye yengemize özellikle teşekkür ediyorum...Bu gecelerin uzun yıllar sürmesi için elinden gelen çabayı gösteren ailem ile ERMİŞ ve KIYICI ailelerine çok teşekkür ediyorum.....Gecenin sonunda mutlu ayrılan ve dayanışma gecelerimizin sürmesi temennileri ile tebrik edilmekten keyif alan Muhtarımız AYHAN KIYICI nın çok önemli bir tespitini sizlerle paylaşmak istiyorum...Mutluluğun bir an_da hüzne döndüğü bir yüz ifadesi ile ağzından şu cümleler döküldü "FARKINDA MISINIZ ? Geçimini köyden..Topraktan sağlayan hiç kimse yok bu gece aramızda." Üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bu cümle ile sizleri başbaşa bırakıyorum..sevgilerimle..Yılmaz FINDIK...

