EVİMİZ YERKÜRE-5 / Köylüleri Sevmek Gerekir mi?
Ne güzel, pattadanak da soruvermişsin. Çağdaş insan cesur da oluyor tabii… Rahmetli Ahmet Kutsi Tecer’in bir şiiri vardı, “Orda bir köy var uzakta, gitmesek de, görmesek de, o köy bizim köyümüzdür…”, bilir misin? Bu sonra çocuk şarkısı yapıldı. Okullarda başımızı sağa-sola sallaya sallaya söylerdik. En çok “lay la laaaay la…” kısmını severdim ki, bu bölüme gelince öğretmenimiz Cemal Bey sınıfı susturur, benim bülbül sesimi öne alırdı. Ne günlerdi! O zamanlar köyü de, köylüyü de pek adamdan sayan olmazdı. Sevilmezdi yani köylü. Bir kentliye ‘köylü denildiğinde aklına gelenleri say’ deseler, ‘cahil, yoksul, görgüsüz…’ diye başlardı. Bir tahıl deposu, bir de asker deposu olarak bilinirdi köylü.
Muhtemeldir ki dünyanın hiçbir yerinde köylüyü seven olmadı. Niye olsun ki? Sevginin, mutluluğun, görgünün, temizliğin, dinin-imanın tanımını kentli yapmıştı. Bunların her biri için şablonlar yapıp, ezberlettiler bizlere. Adına eğitim dedikleri zihin formatlama işinde, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi dahi öğrettiler. Önce Allah, sonra Peygamber, sonra anne-baba diye gitti sevileceklerin öncelik listesi. Ermeni dölü, Yunan keferesi, hain Arap, hırsız Çingene, terörist Kürt… Düşmanlarımızı tanıyalım dersleri aldık. ‘Vatan haini Bergama köylüleri’ diye filmler gösterildi kışlalarda.
Bu kadar eğitimin sonunda, hep birlikte öğrendik köylüleri sevmemeyi. Bir yandan da ‘onlar bizim baş tacımız’ gibi bir riyakârlığı nasıl da güzel oynadık. Kentin en müstesna köşelerinde yaşayan ressamlarımız köy resimleri yaparlardı. Apartman katlarında şark köşesi olur, kilim motifli minderlerde köylülüğün erdemleri üzerine sohbetler yapılırdı. Arkasından da, ‘Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli’ diye bir şarkı duvarlara vura vura dağılırdı salonlara.
-E tabii şekerim, onlar doğayla iç içe yaşıyorlar. Sen de her gün taze tereyağı, gerçek yumurta yesen, senin de olacağın o…!
-Bunlar hastalık nedir bilmez vallahi, baksana çıplak ayakla çamurların içinde koşuşturuyorlar…
-Cennet buralar, cennet! Gelip burada yaşamak lazım, trafik yok, stres yok…! Bilmiyorlar ne kadar şanslı olduklarını.
Köylüyü hiç seven olmadı Burcu. O kadar ki, köylü de köylülüğü sevmemeyi öğrendi. Ara sıra da olsa baş kaldırdığı iktidara tümden teslim olmayı da öğrendi. Bir zamanlar ana dediği toprağı bitirene kadar sömürmeyi de; ellerini sabunla yıkarken, zihnini medyayla kirletmeyi de; tarhana çorbasına Knorr bulyon atmanın marifet olduğunu da…
Nasıl öğrenmesin? Daha dün toprak anasının kollarında başıboş yaşarken. O da okullu oldu, sınıfları doldurdu. Lay laaaaa lay laaaaay laaaaa…


